|
Yeni
Kıtanın Eski Sahipleri

Totemler,
etkileyicilikleri ve cazibeleri ile, yerli kişiliğini ve ustalığını
gösterirler. Süsleme sanatı, yerli sanatının eşsiz bir örneğidir.
Kuzey Amerika’nın kuzeybatı kıyısındaki British Columbia ve
Alaska’daki totem direkleri
dünyaca ünlüdür. Avrupa, Kanada ve Amerika’daki müzeler,
çoğunluğu Queen Charlotte Adası’ndan olmak üzere birçok
totem direğini değerli olarak kabul eder. Totemler ayrıca
Kuzeybatı Kıyısı’ndaki şehirlerin parklarını da süslerler.
Bununla birlikte, bu canlı kreasyonlar, ancak deniz kenarındaki
gerçek evlerinde, uzun sedir ve köknar ağaçlarının ortasında,
yüce dağların gölgesinde gerçek anlamlarını ifade ederler.
Cesur profilleri, mavimsi sisli gökyüzünün altında, çevrelerindeki
bereketli koyu yeşil bitkilere aykırı, sade bir şekilde dikili
durur.
Ne
yazık ki, çok az totem özgün muhitlerinde bulunurlar. Birçoğu
yaşlı olduğu için düşmüştür, çürümüş ya da sadece
ortadan yok olmuştur. Bazıları satılmış, diğerlerinin ise,
sahiplerinin bilgisi ve rızası dışında, yerleri değiştirilmiştir.
Histerik Hıristiyan uyanışı sırasında, büyük bir çoğunluğu
Kızılderililerin kendileri tarafından yok edilmişlerdir. Örneğin,
Alaska sınırına yakın Gitlarhdamsk ve Port Simpson’da duran,
iki Tsimshian kabilesinin direkleri 1917 ve 1918 kışında yok
edilmiştir.
Totem
direklerindeki tipik desenler genellikle sanıldığı gibi
putperest tanrı ya da şeytan tasvirleri değil, atalarına
benzeyen sembollerdir. Direkler, çoğunlukla efsaneleri veya
kabilenin geleneklerini anlatır. Gerçekte bu direklere tapınılmamakta,
kutsal olmaları sadece oyulmuş şekillerin tarihi öneminden
kaynaklanmaktadır.
Direk
sahipleri, yetkilendirilmiş hak ve ayrıcalık iddialarını
halka açık etmek ve kabul ettirmek için bir totem direğinde
atalarını sergilerlerdi. Simgeler veya totemler aileden aileye
değişirdi; özel mallardı ve kıskançlıkla korunurlardı. Bu
simgeler efsaneleri, olayları ve çevrede yaşayan hayvanları
betimlerdi: Kartal, kuzgun, kurbağa, finback
balina, bozayı, kurt, efsanevi thunderbird
ve birçok başka hayvan direklerde sık sık yer alırlardı.
Daha az kullanılan diğerleri, daha yeni zamanlara ait
geleneklerde görünenlerdi: Baykuş, som balığı, ağaçkakan,
kunduz, denizyıldızı, köpekbalığı, halibut,
boğa başı, split person,
dağ keçisi, puma, ay, yıldızlar ve gökkuşağı.
Özellikle
Tsimshian ve Tlingit totemleri, çoğu Haida direkleri gibi,
kabiledeki değişik aileler tarafından ölüleri için anıt
olarak dikilirdi, bizim mezar taşlarımız gibi. Gerçekte yerli
büyükleri şeklinde taş ya da mermere oyulmuş figürler, Port
Simpson ve Vancouver’daki birkaç mezarlıkta mezar taşı
olarak kullanılmıştır.
Bir
şefin ölümünden hemen sonra, olası mirasçıları, en büyük
erkek yeğenini onun yerine atarlardı. Yeni şefin göreve başlaması,
özenle hazırlanmış bir festival ya da potlatch’e
davet edilmiş kalabalık bir misafir grubunun arasında ilan
edilirdi. Amcanın ismi yeğenine geçerdi ve bir totem direğinin
dikilmesi, bu olayı süslerdi. Akrabaların bütün kaynakları,
saygınlık ve etkinlikleri bu cömertliğin gösterilmesine
dayandığı için ziyafetin mümkün olduğunca görkemli olması
amacıyla bir araya getirilirdi.
Her
atanın efsanevi kökü, okunan geleneksel hikayelerde açıklanırdı.
Bu hikayeler, ataların maceralarını anlatırdı; keşfedilmemiş
bölgelerdeki ruh ve canavarlar tarafından nasıl rahatsız
edildiklerini ve nasıl kurtarıldıklarını, yardımsever ruhların
rüyalarda (hayallerde) nasıl göründüğünü ve aile
bireylerini büyü ile nasıl koruduklarını; ve eski savaşçıların
düşmanlarını nasıl yendiklerini anlatırlardı. Bu
hikayelerin oyulmuş resimleri belirli bir amaca hizmet ediyordu.
Ölüleri anma ve mülkiyeti sağlama dışında, miraslarının o
bölümünü canlı tutarak, geçmiş zamanların efsanelerini gençlere
tanıtıyordu.
TOTEM
SANATININ BAŞLANGICI
Ölüyü
şereflendiren morg sütunlarının oyulması ve dikilmesi geleneğinin
kökenini tek bir yere bağlamak oldukça zordur. Cook tarafından
tanımlanan Nootka ’ların basit direkleri bile, yabancı
etkenlerce etkilenmemiş yerli sanatını temsil etmez. O
zamanlarda demir ve bakır aletler, uzman ustalar tarafından her
yerde kullanılırdı. Kuzeybatı Kıyısı, Cook’un o bölgeye
gelmesinden onlarca yıl önce Rus kaşifler tarafından keşfedilmişti
ve İspanyollar da bölgede ziyaretlerinin izlerini bırakmışlardı.
Bunun gibi, İngiliz ve Fransızların da etkileri, ara
kabilelerle yapılan temaslar, ve dağdaki boğazların batısında
gezinen ormancılar (Coureurs de
Bois) aracılığıyla Kuzeybatı Kıyısı’nda hissedilmiştir
. Araştırmalara göre, Kuzeybatı Kıyısı’ndaki yerlilerin,
iki yüz yılı aşkın bir zamandır yabancı etkenlere açık
olduğu kesinleşmiştir.
Totem
direklerinin veya morg sütunlarının ilk nerede ve tam olarak ne
zaman kullanıldığı, iki önemli ancak aynı zamanda
cevaplanması zor sorulardır. Mevcut bilgiler, olasılıkların
arasından Gitksan veya Tsimshian’ı tamamiyle eler. Benzer şekilde,
en güneydeki kabilelerin de totemleri ilk olarak kullandıkları
düşünülemez. Bella Bella’lar, oymacılıktan ziyade
boyamayla uğraşmışlardır. Kwakiutl ve Nootka'nın plastik
sanatlardaki ustalığı, daha kuzeydeki kabilelerinkine nazaran
daha kaba saba kalmıştır. Ata figürlerinin örnekleri nadiren
kullanılmıştır, çünkü bunlar, Skeena’nın güneyindeki
kabileler arasında oldukça az önem taşımışlardır. Kwakiutl
ve Nootka’daki totem direkleri son zamanlara aittir, çok azı
1880’den önce dikilmiştir. Kwakiutl direklerinin en bilinen ve
Albert Körfezinde bulunanlar, 1890’dan sonra oyulmuş ve
dikilmiştir.
İlk
bakışta, Güney Alaska’daki Tlingit’lerin ölüleri için anıtlar
dikme geleneğini başlattığı söylenebilir. Bunlar Rus tüccarlara
yakınlıkları nedeni ile demir aletlere ilk sahip olanlardır.
En usta oymacı ve dokumacılardan olmalarına rağmen, totem
direklerini ilk başlatan onlar da değildiler. Köylerine gelen
ilk kaşifler, büyük oymalardan veya daha güneydeki
Haida’larda gözlenenlere benzer ev veya mezar kazıklarından
hiç bahsetmemişlerdir. Bu kaşiflerden, keskin ve deneyimli bir
gözlemci olan ve uzun yıllar boyunca Alaska Kıyısı’nda
kalan Teğmen G.T. Emmons, Tlingit halkının kuzeydeki yarısının
çok yakın zamanlara kadar hiç totem direği dikmediğini
belirtir.
Haida’lar
da direk oymacılığını ilk başlatanlar değildiler. Bildiğimiz
kadarıyla, Haida direkleri gerçekte ev direkleridir. Haida’lar
arasında oyma işlerinin büyük bir kısmını oluşturan ev
direkleri, Tsimshian’larda daha az yaygın olmuştur. Haida köyleri,
18. yüzyılın sonu 19. yüzyılın başında sıkça incelendiği
halde büyük direklere ait hiçbir iz bulunamamıştır.
1880’de fotoğraflanan Massett ve Skidegate’deki ünlü
direkler dizisi, gelişmiş ve gelenekselleşmiş bir formdaydı.
Oysa Haida direklerinin birçoğu, 1830-1880 yılları arasında,
tahminen aynı zamana ait oymacılar tarafından oyulmuştu.
Kızılderililerin
çoğu Hıristiyanlığa geçtiklerinde Haida direkleri, sadece
10-30 yaşlarındaydı. Geleneksel adetler 1880 civarında terk
edilmeye başlandığında Haida’lar bu direkleri kesmişler ve
beyazlara satmışlardır. Haida’larda 1840-1850 yıllarından
önce morg direkleri kullanılmamasına rağmen birkaç erken ve
geçiş direk, sonrakilerin prototipleri sayılabilir.
Gelenekselleşmiş
tarzdaki ilk totem direği, büyük bir olasılıkla Nisrae’ler
veya Nass River kuzeyindeki Tsimshian’lardan çıkmıştır.
Yerli geleneklerinin gösterdiği gibi, ölüyü anmanın bu şekli
çok eski bir adet olmadığı halde, Gitksan ve
Tsimshian’lardan daha önce burada uygulanmıştır. Haida ve
Tlingit oymacıları, büyük bir olasılıkla Nass’takileri örnek
almışlardır.
Nass
River’daki haliç, bir hayli yaygın ve gerekli bir hammadde
olan eulachon yağı için en
önemli ticaret rotasıydı. Haida, Tlingit, Tsimshian ve
Glitksan’daki yerliler, bu yağı elde edebilmek için her
ilkbaharda ya sudan ya da karadan ve her seferinde haftalar süren
bu alışverişi için Aşağı Nass’ı takip ederek, değişik
köylerde geçici kamplar kurarak seyahat ederlerdi. Bu yıllık
değiş tokuş sırasında, yerel ev sahiplerinin kültürel özellikleri,
misafirlerin sürekli gözlemi altındaydı, ve genellikle de kıskançlık
ya da kavga nedeni oluyordu. Öte yandan, Nass’taki
Tsimshian’ların Queen Charlotte Adalarına ya da Tlingit’e,
baskın yapma veya arada sırada akrabaları ziyaret etme dışında,
seyahat ettikleri şüphelidir. Tlingit direklerinin Nass River çevresindeki
daha önce yapılmış direklere benzemesi, ilk kendi başına
duran direklerin Tsimshian’lı sanatçılar tarafından oyulduğu
sonucunu destekler.
Nass
River kabilelerinin Yukarı Skeena halkından daha önce totem
direkleri yaptığını gösteren birçok kanıt vardır. Bazı
Gitwinlkul köylülerinin Yukarı Nass’ta avlanma sahası vardı
ve Gitksan’lar her baharda eulachon tutmak
veya kıyı kabileleriyle post ve kurutulmuş meyve keki ticareti
yapmak için Aşağı Nass’a seyahat ederlerdi. Zaman ilerledikçe
kıyıdaki daha gelişmiş kabilelerde güçlü bir kültürel
etkilenme gerçekleşti.
Nass
River oymacılarının tamamı, Kuzeybatı Kıyısı’ndakilerin
en iyileriydiler. Sanatları, bölgede erişilebilen en yüksek,
en gelişmiş noktadaydı. Totem direkleri, en ustaca yapılanlardı
ve herhangi bir yerde görülenlerin en yüksekleri arasındaydı.
BİR
TOTEMİN HAZIRLANMASI VE DİKİLMESİ
Bir
totem direğinin hazırlanma işlemi –geniş bir kırmızı
sedir ağacının kesilmesi, karayolu ile veya denizde hatırı
sayılır bir mesafeye taşınması, oyulması ve dikilmesi-
genellikle seneleri alırdı. Önce bir ağaç seçilirdi ve işi
sipariş eden ailenin üyeleri dışındaki insanlar tarafından
kesilirdi. Bu insanlar, ağaç kesildikten sonra herkesin önünde
yedirilir ve ödemeleri yapılırdı. Daha sonra ağaç kesme işini
sipariş eden aileler arasından bir kişi oymacı olarak
tutulurdu. Oymacı gerekli ustalığı gösteremezse, işin
getireceği nüfuzu düşünerek kendisi resmi olarak görevde
kaldığı halde işi yapması için bir başka kişiyi tutardı.
Oyma işi mümkün olduğunca gizli olarak yapılırdı, figürler
sayıları beşten fazla olabilecek mevcut aile büyükleri
listesinden totem sahipleri tarafından seçilirdi.
Oyma
işi tamamlandığında, totemin dikilmesi için gerekli yiyecek
ve servet bir araya getirilince komşu kabilelerin önde gelen bütün
ailelerine davetiyeler gönderilirdi. Totemler, 1890’ların
sonlarına kadar sosyal yaşamın temeli olan şenlikler için
toplanan yüzlerce insanın yardımıyla dikilirdi. Bu oyma
anıtlar, genellikle Kıyı Kızılderililerinin ana yollarını
oluşturan nehir ya da okyanus kıyılarına bakardı.
Sahiplerinin evlerinin önünde birbirlerinden uzakta durur ve eğri
bir çizgi halinde köy boyunca sıralanırlardı. Köylerin yer
değiştirmesi durumunda ise totemler terkedilmiş köylerde kalırlardı
ve zaman içerisinde çevresinde yetişen ağaçlar arasında
kaybolurlardı.
TOTEM
SANATININ GELİŞİMİ
Anıt
sütunlarının oyulması ve dikilmesi sanatı, Kuzeybatı Kıyısında
sanıldığı gibi çok eski değildir. Yaygın bir yanlış anlayışa
göre ayakta kalan totem direkleri yüzlerce yıl yaşındadırlar,
ancak bölgenin iklim koşulları ve kullanılan malzemenin doğası
incelendiğinde bu anlayışın yanlış olduğu kanıtlanmıştır.
Orta derecede yağış alan ve toprağı kum ve çakıl içeren
Yukarı Skeena bölgesinde bir yeşil sedir ağacı 50-60 yıldan
daha fazla ayakta duramaz. Bugün kıyı boyunda, yüzyıl önce
dikilenlerin sadece birkaçı ayaktadır. Yılın çoğu zamanında
hakim olan yoğun nem ve muskeg
oluşumu çürüme işlemini hızlandırmıştır. Örneğin
Port Simpson’daki totem direklerinden güneyde yer alanlar, ısı
ve yağmurlu rüzgarlar nedeniyle, daha hızlı çürümüşlerdir.
Parklarda ve müzelerde bulunan ünlü totemlerin çoğu,
1860’tan sonra oyulmuştur, Alert Bay gibi Kızılderili köylerinde
kalan birkaçı ise çok daha sonra dikilmiştir.
Yerli
oyma teknikleri 19. yüzyılda daha hızlı gelişmiştir.
1778’deki sözleşmeden sonra Avrupalılar tarafından yerlilere
satılan el aletlerine (çelik balta,
keser, kıvrık bıçak gibi) dayanmaktadır bu gelişme. Kürk
ticaretinden kazanılan malzeme avantajı, kıskançlık ve
rekabeti hareketlendirmiş, ve yüksek itibar ve mevki için
harcanan çabaları körüklemiştir. Totem direği dikmek,
1830’dan sonra daha da yaygın olmuş; büyüklüğü ve figürlerinin
güzelliği, varlık ve statünün göstergesi haline gelmiştir.
Köylerdeki
yarı-bağımsız liderler arasında direklerin büyüklüğü ile
ilgili düşmanlıklar ortaya çıkmıştır. Bunun üzücü bir
örneği, 1870 civarında Nass River’da Hladerh ve Sispegoot
arasında çıkan kavgadır. Wolves(Kurtlar)’ın lider şefi
olan Hladerh, kendi boyunu geçen hiçbir direğin dikilmesine
izin vermiyordu ve Finback Whales(Sırttan Yüzgeçli
Balinalar)’ın lider şefi olan Sispegoot’un mali durumu,
rakibinin kıskançlığına aldırmayacak kadar iyiydi.
Sispegoot’un yeni direği oyulduğunda, köydeki en uzun direk
olacağına dair haberler dolaşmaya başladı. Hladerh’in
defalarca yinelenen uyarılarına karşın, Sispegoot direğinin
dikilmesi için davetiyeler göndermeye başladı. Sispegoot,
Hladerh’in evinin önünden kanoyla geçerken vurulup yaralandığında,
şenliği bir yıl sonraya ertelemek zorunda kaldı. Bu arada,
Hladerh, zeki bir entrikayla, Sispegoot’un kendi adamlarından
biri tarafından öldürülmesini başardı. Hladerh daha sonra
kendi phratry’sinden
başka bir şefi, direği dikildikten sonra, kısaltması için
iki kere zorlayarak küçük düşürdü.
Yukarı
Skeena bölgesindeki çoğu direk, 1880 yılından sonra dikilmişti.
En eski 5-6 tanesi 1860’larda dikilmiş olduğu halde,
Gitksan’ın ortasındaki yerli yaşamının bu özelliğinin,
1870-1880 arasında moda olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.
Direk oyma işini benimseyen ilk köylerden birisi olan
Gitwinlkul’un yaklaşık 30 direğinden sadece 6 tanesi,
1880’lerden önce dikilmişti, ve komşu köylerde de sadece
birkaç tane direk vardı.
TEKNİK
VE TEKNİĞİN EVRİMİ
Yerel
hikayelere göre, oyma ev-önü direklerinin ve ev-köşelerindeki
desteklerin, ilk bağımsız totem direğinin kullanılmasından
çok seneler önce Tsimshian’da görülmüştür. Yine benzer
birkaç ev ve destek te, Skeena’daki kanyonun alt taraflarında
da bulunmuştur.
Yerliler,
geleneksel stilde geniş ve ortak konutlar inşa etmekten vazgeçtiklerinde,
eski ev dekorasyonu stilinden de vazgeçmiş oldular. Eskiden törenlerde
giriş kapısı olarak kullanılan anıtsal sütunlar, artık eski
kullanımları dışında moda oldu.
Yukarı
Skeena’nın en eski direklerinden bazılarındaki oyma
teknikleri, maske yapmakta ve küçük bağımsız nesneleri
oymakta kullanılan tekniklerle gelişen oyma sanatının ilk aşamalarını
gösterir. Bu direklerdeki oymalar,
doğadaki
gerçek hayvan ve nesneleri değil
,
bayramlarda süslendikleri gibi maskeli ve kostümlü
oyuncuları tasvir ediyordu. Bu erken Skeena Nehri oymacıları,
geniş bir direği dekoratif anlamda uyumu sağlayan mimari bir
yapı olarak düşünme noktasına erişen Nass Nehri üstatlarının
becerilerinden yoksundular.
Gitwinlkul’daki
iki direk oyma üstadı, Haesem-hliyawn ve Hlamee, Gitksan’daki
ustalığın iki özel dönemini temsil ederler. Bunlardan
1868’e kadar yaşayan Haesem-hliyawn, hala ayakta duran en iyi
direklerden bazılarını oymuştur. Onun hayranı olan genç
Hlamee ise 1900’den sonra ölmüştür.
Haesem-hliyawn’ın
stili, tamamen yerli özelliklere sahip ve en ustaca olanlarındandı.
Gerçekçilikle süsleme sanatını çok güçlü bir anlayışla
birleştirmişti. Sanatı doğadan esinlenmişti, aynı zamanda da
en eski biçemsel tekniğin öncülerindendi. Haesem-hliyawn, 1840
ve 1880 yılları arasında, totem direği sanatının gelişimi
ve en parlak (zirvedeki) dönemlerine tanıklık eden bir kuşağa
aitti. Yaptığı insan figürleri, yerli sanatının en parlak
eserleri arasında yer alır. Oyduğu yüzler, abartılmış
ifadeleri ve eğlenceli buruşukluklarıyla, Kuzeybatı Kıyısı
sanatının tipik özellikleriydi.
Verimli
bir işçi olan Hlamee, yaptığı oymaların niteliklerini artırmak
için beyaz adamın boyasını kullanan ilk kişiydi. Boyayı sağduyu
ile ve etkileyici biçimde kullanması, ne yazık ki işin
heykelsel kalitesini azalttı. Yeni moda, yerli ilham kaynağının
ve sanatsal niteliğinin açıkça kayboluşunu telafi edemedi.
Nass’taki
oyma direkler, Skeena’dakilerden daha iyi kalitedeydi, fakat sayıca
daha azdı, çünkü Nass halkı, Gitksan’dakilerden daha erken
bir zamanda, 1880 veya 1890 yılları civarında, eski
geleneklerinden vazgeçmişlerdi. İki bölgedeki direk oyma tekniği,
Haesem-hliyawn’ın daha erken ve daha iyi sanatından
Hlamee’ninkine geçişi belgeleri ile kanıtlar.
Diğer
taraftan, Aşağı Skeena’daki Tsimshian, totem direklerini oyma
sanatıyla hiç uğraşmadı. Önemli ve tarihsel bir olayın anısına,
uzun ve kalın bir taş dikilirdi. Her ne kadar Tsimshian, oldukça
yeni olan, ölüleri için anıtsal oyma direk dikme geleneğini
benimsemese de, evlerinin önündeki ata sembollerini yerli
boyalarıyla boyama geleneğini yitirmedi. Skeena ağzı yakınlarındaki
Gitsees köylerinde, hiç bir totem direğinin dikildiği görülmese
de, beş tane ev-önü tablosu, 1920’lerin sonlarında bile açıkça
hatırlanır ve anlatılırdı. Komşu kabilelerdeki bir çok ev
de, bir zamanlar kıyı boyunca oldukça yaygın olan bu stilde süslenmişti.
Bu
olağanüstü, Kuzeybatı Kıyısı’na ait, ev direkleri ve uzun
morg sütunları oyma ve dikme veya ev önlerindeki ataları
resmetme geleneği, tek merkezden kaynaklandığını ve çeşitli
yönlere doğru yayıldığını gösterecek şekilde tarz tutarlılığına
sahiptir. Bu geleneğin yayılma sınırları, Kuzeybatı Kıyısı
genel sanatının (tahta, deri, taş, kemik ve fildişi oyma ve
boyamayı kapsayan) sınırlarıyla çakışır.
Kuzeybatı
Kıyısı sanatı, büyük biçimlerdense küçük formlarda daha
eskiye dayanır. Başlangıcı, tarih öncesi zamanlara kadar
izlenebilir. Sembolik şekiller, 1775 ve 1800 yılları arasında,
İspanyol, İngiliz ve Fransız kaşiflerin zamanlarında,
standartlaşmıştı. İlk kez dünyanın etrafında dolaşan
denizcilerin çoğu -Cook, Dixon, Meares, Vancouver, Marchand, ve
La Perouse- 1800’lerin sonlarında maskelerin, kutuların ve törensel
nesnelerin bizim şu anda bildiğimiz (alışık olduğumuz)
stilde süslendiğini kanıtlarlar. Aynı zamanda, ev önlerinin
boyanmış tasarımlarla süslendiğinden de bahsederler. Bununla
birlikte, kıyı boyunca totem direkleri proper veya bağımsız
anıtsal sütunların var olduğuna dair dikkat çekici bir kanıt
eksikliği vardır. Örneğin, Queen Charlotte Adası’ndaki çeşitli
Haida köylerini inceledi ise de, küçük oyma tepsi ve kaşıkları
ayrıntılı bir şekilde tanımladığı halde totem veya ev
direklerinden bahsetmez.
Fakat,
1780’den 1800’e kadar, bazı oyma ev kazıklarının varlığı
zaten biliniyordu. Kaptan Cook, 1780 kışını geçirdiği,
Nootka Sound’daki bazı şeflerin evinde birkaç oyma kazığı
incelemişti, ressamı Webster da taslaklarında onların bir
ikisinin özelliklerini resmetmişti. Meares, 1788 ve 1789’da,
aynı yörede Nootka oymalarını incelemiş ve şöyle tanımlamıştı:
“Üç devasa ağaç, kaba saba oyulmuş ve boyanmış, çatı
kirişlerini oluşturan, ve uçlardan ve ortadan kocaman görüntülerle
desteklenmiş, oyulmuş iri kereste blokları.” Başka yerlerde,
“bozuk şekilli figürler” olarak bahseder bu oymalardan.
Oyulmuş direğin ilk resmi, bir Haida evinin önü ya da giriş
direğininkiydi ve Bartletts’in 1790 günlüğünde kaydedilmişti.
|