gezenadam.com
Flora    Patika    Gezi Notları   


 

1 Hafta Yunan Adaları / Kalimera Kos [Hüseyin Gürsoy]

1 Hafta Yunan Adaları / Kalimera Kos [Hüseyin Gürsoy]

1 Hafta Yunan Adaları / Kalimera Kos [Hüseyin Gürsoy]

1 Hafta Yunan Adaları / Kalimera Kos [Hüseyin Gürsoy]

1 Hafta Yunan Adaları / Kalimera Kos [Hüseyin Gürsoy]

1 Hafta Yunan Adaları / Kalimera Kos [Hüseyin Gürsoy]

1 Hafta Yunan Adaları / Kalimera Kos [Hüseyin Gürsoy]

1 Hafta Yunan Adaları / Kalimera Kos [Hüseyin Gürsoy]

 



1 Hafta Yunan Adaları
En güzel tatil henüz başlamamış olandır.
Kalimera Kos, Yunanistan
2001 yazından bu yana ahşap gulet teknelerle Hisarönü körfezi ile güneyde Fethiye’ye kadar olan kıyı şeridinde tüm güney ege kıyılarının hemen her koyunu gezdik. Çok keyif aldığımız bir tatil türüydü “Mavi Tur” ve maksimum uyuştuğumuz bir arkadaş grubuyla daha da keyifliydi. Fakat her seferinde seyir halinde veya demirlemiş yelkenli fiber-glass tekneleri gördükçe hep iç geçirmişimdir “ben ne zaman bu keyfi tadacağım” diye. Bu yılın başlarında bir çift arkadaşımızın bu yaz için başka bir tatil planının olduğunu öğrendikten sonra klasik “mavi tur” planımızı iptal ettik, benim de eşim Gamze’yle alternatif bir tatil programı yapmamız gerekiyordu. Serdar Gülsöken ile sohbetlerimiz sırasında bir yelkenli tekne kiralayabileceğimiz hep gündeme geliyordu, ikimizde Kaptan sertifikalıydık fakat benim hiç tecrübem yoktu Serdar’ın da birkaç defa tecrübesi olmuş fakat kendisini yeterli görmüyordu. Serdar Hamarat’ın da devreye girmesiyle “tecrübe” konusu problem olmaktan çıkmıştı.
Aylardır çocuklar gibi heyecanlıydım, tatil haftasını iple çekiyordum, her bir araya geldiğimizde neler yapacağımızı, rotamızı vs. konuşuyorduk. Planımız, Turgut Reis D-Marin’den yola çıkıp Yunan adalarından Kos, Leros, Lipsi Patmos ve Kalimnos’u ve koylarını gezmekdi. Süremiz 1 haftaydı, kısaydı fakat mümkün olduğunca hem gezip hem yelken keyfini yaşamak istiyorduk.
Tatil haftası yaklaştıkça heyecanım da artıyor, hava durumunu takip ediyordum, Serdar Hamarat da takip ediyor ve sürekli paylaşıyorduk. Bu arada Yunanistan için vizelerimizi aldık-yeşil pasaport için vize alan son kişileriz sanırım-S. Gülsöken de “balıktan sorumlu devlet bakanımız” olarak her türlü hazırlığını yapmış hazırdı.
En güzel tatil henüz başlamamış olandır.
30/07/2010 Cuma akşamı başlayan bir otobüs yolculuğuyla Oya-Serdar Gülsöken, Gamze ve ben ertesi sabah Bodrum Turgut Reis D-Marin’e ulaştık. Sabah Ayça-Serdar Hamarat ile buluşup alış veriş yapılıp ihtiyaçlar giderildi. Bona-Dea seyir için hazırdı, bizi uğurlamaya Ayşegül ve Kerem geldiler, havuzlukta içilen çaylardan sonra vedalaştık.

Teknemiz bir “Gib’Sea 444”, sarma ana yelken ve sarma cenova, Yanmar 48hp motor.
1. Kaptan S. Hamarat’ın komutuyla demir aldık, çok heyecanlıydım, sandviçimi bile tamamlayamadım, hiç bir şeyi kaçırmak istemiyor, tüm detayları öğrenmek istiyordum, S. Hamarat da iyi bir öğreticiydi, her yaptığını sabırla anlatıyordu. Nihayet Kos Limanı rotasında yola koyulduk, rüzgar 9-10 Knot civarındaydı ve geniş apaz yol alıyorduk. Cenoayı açıp kapatarak ilk yelken eğitimlerime başlamış oldum.
12, 30 sularında başlayan yolculuğumuz açık denizde yüzmemize rağmen 14, 30 sularında Kos Marina önlerinde hız kesti. Kaptanın acenteden sözünü aldığı rezervasyon gerçekleşmedi ve bizi Kos Marinanın kuzeyindeki eski limana aldılar. Yanaşma ve demirleme tecrübeli kaptan ve yardımcıları sayesinde pek zor olmadı.

KALİMERA KOS…..
Gümrük ve giriş işlemlerinden sonra adayı gezmek üzere yola koyulduk, sıcaklık 35-36°C civarındaydı. Şehir merkezine kadar fotoğraf makinem çalışır halde yürüdük.
Şehir merkezinde Hamarat kaptanın daha önceden bildiği çok sevimli Kous Kous cafe’de Frapicino-Baileys’lerimizi ve pastalarımızı yedikten sonra meydandaki içki dükkanına, “Vakhos Duty&Tax Paid”a gittik, çok güzel bir içki dükkanı idi, Duty Free fiyatlarının altındaki rakamlarla çok çekiciydi. Dönüşte alış-verişimizi yapmak üzere oradan ayrıldık.
Oya’nın daha önceden öğrendiği bir seramik atölyesine, güneye doğru epeyce yürüdük, bir kere deniz molası verip Gamze ve Oya’nın denize girişini ve plajdaki “güzellikleri” seyrettik. Yürümeye devam edip ikinci plaj molamızda Ayça ve Oya’yı yalnız bıraktık, onlar yürümeye devam ettiler, biraz ileride seramik atölyesini bulmuşlar fakat sahibi geçen yıl vefat etmiş ve çocukları ellerinde kalanları satıyorlarmış. Biz bu arada plajın işletmecisi olan, Türkçe bilen ve müthiş derecede Ekrem Bora’ya benzeyen Kos yerlisi (Adını maalesef unuttum) beyefendi kişilik ile sohbet edip plajında yüzdük. Ekrem ağbiden  akşam yemeği yiyebileceğimiz taverna adını öğrendikten sonra plajdan geri dönüş için ayrıldık. Bayağı bir yürüdüğümüz için tekrar geri yürümeyi gözümüz yemedi ve belediye otobüsüne bindik. Adam başı 1 € vererek şehir merkezine ulaştık. Şehir merkezinde içki alış-verişimizi yaptıktan sonra Bona-Dea’ya doğru yürüdük.
Akşam yemeği için cicilerimizi giydik, güzel kokularımızı sürdük ve teknenin havuzluğunda birkaç aperatif’den sonra şehir merkezine doğru yürüdük. Akşam Kos daha canlıydı, bol miktarda İskandinav olduğunu düşündüğüm turist vardı. Önce S. Gülsöken’in Ankara’daki bir arkadaşından adını ve adresini aldığı restoran’a gittik fakat doluydu, sahibi ve oldukça kaba bir kişilik olan Harry rezervasyonsuz bizi kabul edemeyeceğini söyledi. Yol üstünde bir çok balıkçı restoranı vardı, iki tane orta yaşlı Yunan’ın müzik yaptığı Kalimnos Taverna çok cazip görünüyordu, müzik çok güzeldi ve tam hayal ettiğim gibiydi. Balık yiyip Uzo içip Sirtaki yapmayı planlıyordum. Oradakilere hünerlerimi gösterecektim fakat orada da yer bulamadık.
Yol üzerindeki Ancyra’ya daldık, saat 9 buçuktu ve çok acıkmıştık. Masamızı sahilde kum üzerine kurdular. Mezeler çok lezzetliydi, balık hariç bir çok çeşit meze, salata, kalamar karides ahtapot sıcakları ve Uzo/Biralar için adam başı 35 TL civarında hesap ödedik. Yemeğin sonunda fikir birliğiyle geçer not verdik Ancyra’ya. Yemek 00: 30 civarında bitti ve yürüyüşe geçtik, yol üstünde denediğimiz dondurma mükemmeldi. Bodrumdaki barlar sokağı benzeri bir yoldan yürüdük, gece hayatı çok canlı görünüyordu. Bekarlara tavsiye olunur. Teknemize döndüğümüzde saat 02 yi gösteriyordu. Hamarat kaptanın “sabah 7, 30 da pervane döner” komutuyla hepimiz kamaralarımıza çekildik.

01/08/2010
Sabah demir aldık, Yolumuz uzundu, sabah hafif olan rüzgar 16-17 knotlara ulaştığında Pserimos`un güney kıyılarına varmıştık ve yelkenimizi açtık. 2 saat kadar sancaktan aldığımız güzel rüzgarla Orsa seyri ilerledik bu sırada dümen bendeydi, çok heyecanlıydı benim için üstelikde kaptanlar tarafından beğenildim. Kalymnos`un Doğu yakasından kuzeye tırmandık, Kalymnos’u geçtiğimizde rüzgar 3 knot’a düştü, tekrar motora geri döndük. 6, 5 saatlik bir yolculuktan sonra Leros-Xirokampos koyuna geldik, koy çok güzeldi, ben Knidos’a benzettim, dip genel olarak erişteydi, orada bulunan 1-2 restoran çeşitli yerlere tonoz atmışlardı, bağlanmak çok rahat oldu, ”madem bağlandık gidip bir şeyler yiyip içeriz” dedik. Gidemedik kims e de bize “niye gelmiyorsunuz ama tonozumuzu kullanıyorsunuz” demedi. Gidemedik çünkü S. Gülsöken ve Gamze’nin saat 17, 00 civarında teknenin kıçından başlayan balık avı saat 20’ye doğru orta boy 1 kova dolusu ispari ve Kupes ile son buldu. Akşam soframızda harika bir balık-salata ve rakı mönüsü vardı.


02/08/2010
Sabah saat 08 civarında güzel bir kahvaltıyla güne başladık, sonrasında demir alıp adanın kuzeyine Laki’ye doğru yola koyulduk. Yine kuzeye doğru gidiyorduk ve Orsa seyri gerekiyordu, motor –yelken seyri ile Lakki`ye doğru ilerliyorduk, rüzgar 17-18 knot, hızımız 5-6 knot idi. 1 saat civarında Laki marinaya ulaştık. Hamarat kaptan işlemlerimiz için gümrük polisine gittiğinde bizde marina ofisten aldığımız bilgiler doğrultusunda oto kiralama işine girişmek üzere şehir merkezine doğru ilerledik. İşlemler için pasaport fotokopileri, tekne tescil formu, tekne sigortası, transit log, yolcu listesi (crew list) gerekiyordu ve gümrük polisi bu işlemler karşılığında 88€cent alıp “sailing permission” veriyordu.
İlk gittiğimiz oto kiralama ofisi kapalıydı fakat kapıda telefon numarası vardı İkincisine gittik, küçük bir “dükkan” görünümündeydi, 55-60 yaşlarında bir adam ile konuşuyor pazarlık ediyorduk, bu arada nereli olduğumuzu sordu, Türk olduğumuzu söyledik, daha sonra adam hemen yanındaki arkadaşıyla Yunanca bir şeyler konuşup bize uluslar arası sürücü belgemizin olup olmadığını sordu, bende sürücü belgemi gösterip belgenin uluslararası olduğunu birçok kez ülke dışında kullandığımı söyledim fakat adam sanıyorum bunu bahane edip bize araba vermek istemedi.
Oradan ayrılıp daha önce gittiğimiz ve kapalı olan firmaya gittik, (firma dedimse bir karı-koca, küçük bir dükkan ve küçük bir Hyundai araba) Ayça’nın telefonundan sonra biraz bekledik ve ilgilileri geldiler. Arabamızı ve komşu firmadan Vespa’mız 35+10€ karşılığında kiraladık.

Sahil şeridinden kuzeye doğru yol almaya başladık, rotamız hiç şehirlerarası bir yol gibi değildi. Her yerde rengarenk bahçeleri olan beyaz bakımlı evler ve zaman zaman tavernalar vardı. İlk hedefimiz Alinda koyu idi, bu arada adanın baş şehri konumundaki Platanos’u en tepedeki kalesini ve Dodecanese kilisesini uzaktan görerek ve dönüşte uğrama planıyla geçtik.
Alinda koyu çok güzel, sakin ve doğal görünüyordu, birkaç tane taverna/plaj vardı ve plajda da güzel kızlar.. Bir tane Tavernaya konuşlandık, içki siparişlerimizin yanı sıra musakka, yunan böreği ve birkaç meze siparişi verdik bu arada gamze ve Oya palet/ maskelerini takarak koyu keşfe gittiler.
Herşey çok güzeldi fakat tarih kitapları öyle anmıyordu adayı. ”Devils Island” olarak anıyorlardı-ki bana bu yüzünü ertesi sabah kahvaltıda fena halde gösterdi. 1 genel amaçlı hastane, 3 Akıl Hastanesi, 2 çocuk hastanesi olduğundan bahsediliyordu. Fakat güncel bilgiler adanın güzel ve görülmeye değer olduğundan bahsediyorlardı.
Alinda koyundan ayrıldıktan sonra adanın kuzey batı tarafına doğru ilerledik, adanın bu tarafı daha sakin ve yerleşimin az olduğu bir bölgeydi. çok fazla zaman kaybetmeden Partheni’yi ziyaret ettik ve tekrar geldiğimiz yola geri dönerek Platanos’a gittik, kaleye çıktık buradan manzara nefisti.

Yol üstündeki sıralı yel değirmenleri çok güzel görünüyorlardı, tekrar merkeze dönüp bir tane “çınaraltı” kahvesine oturduk, erkekler yorulmuştu ve hemen Serdar ile Serdar tavla oynamaya başladılar, kızlar dar sokaklara doğru keşfe çıktılar, bende bu arada kahvemi yudumlarken karşı pastanedeki garson kızın bacağına takıldı gözlerim, kızın bacağı güzel olmasına güzeldi de benim asıl takıldığım iri bir elma büyüklüğündeki ve dizin hemen arka-alt tarafındaki muhtemelen motosiklet egzozundan oluşmuş bir yanıktı. Kendi kendime “ne fena, hele bu yaz sıcağında ne kadar acı çekiyordur”diye düşündüm. Kendimi onun yerine koyarken ertesi sabah başıma geleceklerden haberim yoktu.
Oradan ayrılırken ihtiyaçlarımız için bir markete uğradık, içki fiyatları gerçekten çok ucuzdu, bir çok içki Duty Free fiyatlarının altındaydı.
Tekneye geri döndük, güzel kıyafetlerimizi giyip akşam yemeği için tekneden ayrıldık, hemen yakınımızdaki Laki Liman Ofisi’nin yanında Escape Cafe’de yemeye karar verdik, fena kararda değilmiş, yediklerimiz çok lezzetliydi ve fiyatda çok uygundu. 6 kişi için 65€ verdik.


03/08/2010 Yandım Anam..
Sabah erken kalktık, planımız kahvaltımızı yapıp demir almaktı. Neşeli başlayan kahvaltımız kabus gibi bir kazayla yarım kaldı. Bir gece önceki enteresan rüyamı anlatıyordum, kokoreççinin müşterisinin kaşlarını dağladığı bir rüyaydı bu. Teknenin havuzluğundaki iki tarafı kanat şeklinde açılır kapanır masa üzerinde kahvaltılıklarımız ve Oya’nın henüz tazelediği çaylar vardı, tam bu sırada benim Gamze’nin ve S. Gülsöken’in bulunduğu taraftaki kanat-sanıyorum birazda benim kolumu yaslamam nedeniyle-birden kapanıverdi çıplak bacaklarımın üzerine, iki kupa dolusu sıcak çay ve diğer şeyler üzerime boca oldu, sadece mayom vardı, büyük bir acıyla oradan kalkmaya çalıştım, ortam çok dar olduğu için olsa gerek dizimi bir yerlere vurmuşum, bunu çok sonra anladım, ilk aklıma gelen denize atlamak oldu, tekne kıçındaki pasarellanın açılmasına olanak sağlamayacak kadar beton iskeleye yakındı ve heryerde koltuk halatları vardı, küçük bir üçgen boşluktan balıklama atladığımı hatırlıyorum, suyun dibinde saniyeler içinde ne kadar tehlikeli bir atlayış yaptığımı düşündüm fakat acım büyüktü. Su üstüne çıktığımda “neyse az hasarla yırttım” dedim, S. Gülsöken’in “n’aptın olum sen” diyerek güldüğünü hatırlıyorum, o da benim gibi hasarın pek fazla olmadığını düşünmüştü, pasarella’dan çıkamadım, arkadaşlarında yardımıyla tırmandım, tekneye çıktığımda bacağımın görüntüsü herkesi şok etmişti, aslında bu buz dağının görünen kısmıymış, hashaneye gittiğimizde anladım. O sırada yan teknelerden gelenlerde dahil herkes ilk yardım için bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Serdar hemen hastaneye gidiyoruz dedi, taksi çağırıp hastaneye gittik, oradaki doktor ve hemşireler bekletmeksizin çok yakın bir alakayla ilk tedavimi yaptılar, tedavimi yaparlarken diğer kabaran yerlerde soyulup gerçek manzara ortaya çıktı. Bir-iki kupa çayın bu kadar hasar vermesine çok şaşırmıştık. Göbeğimde, testisin altında ve sol bacağımda dört ayrı bölgede kısmi yanıklar vardı, bacağımın üst kısmındaki iki büyük fenaydı, deri tamamen kalkmış, görüntü ürkütücüydü.
Tedavim o gün için tamamlandıktan sonra tekneye geri döndük, arkadaşlar Bodruma geri dönmekten bahsediyorlardı fakat kabul etmedim, bu tatil için denize girmem mümkün görünmüyordu artık. Tatil sadece denize girmek değil, arkadaşlarımla beraber olmak ve dinlenmek de güzel diye düşündüm, yelken seyri de vardı tabi.
Bir gece daha Leros Laki limanda kalmayı, ertesi sabah pansumandan sonra demir almaya karar verdik.
Gün boyunca tüm tekne ahalisi oyalandı, ben günün büyük bölümünü kah uyuyarak kah uzanarak geçirdim. Gamze ve S. Gülsöken yine tekneden oltayla balık avlıyorlardı ve akşam yemeği için yeter sayıda tutmuşlardı. Teknenin havuzluğunda rakı balık mönüsüyle bir akşam daha geçirdik. Bu kez masa kapanmadı.. .

04/08/2010
Sabah kahvaltıdan sonra pansuman için hastaneye gittiğimizde kaptan da gümrük ofise gidip çıkış işlemlerimizi yaptırmıştı, zira her liman da giriş-çıkış işlemi yaptırmak gerekiyormuş, biz tekneye geldiğimizde kaptan demir almak için bizi bekliyordu.
Kuzeye, Lipsi’ye doğru yol almak üzere limandan ayrıldık, yelken için tatmin edici bir rüzgar yoktu, hava açık rüzgar 9-10 knot civarındaydı, 3 saatlik motor+yelken seyrinden sonra adanın güneyindeki Catsadia koyuna ulaştık. Çok şirin ve temiz bir koydu, sahilden hemen sonra tepelere doğru yükselen bir yapısı vardı, tepelerinde 3-5 tane beyaz evin yanı sıra sahile en yakın noktada yeşillikler içinde birde taverna/cafe vardı.

Tekneyi önce alarga demirlediysek de kararsız rüzgardan dolayı yine oradaki tavernanın charter tekneler için koyduğu mevcut tonozlardan bir tanesine bağladık. Hava ve deniz şnorkel yapmak için çok uygundu, herkes denizdeydi ben tekneden onları seyrediyordum, biraz fotoğraf çektim, biraz kitap dergi kurcaladım fakat zaman geçirmekte zorlanıyordum. Ayça ve S. Hamarat Lipsi merkeze gittiler. Akşam olduğunda giyindik kuşandık ve dingiyle iki ayrı seferde sahile çıktık. Tavernenın adı Dilaila idi, begonyalarla sarılı bahçesinde gösterişsiz tahta masa ve sandalyeleri vardı, rengarenkti masa ve sandalyeler. Muhtemelen bir aile işletmesi idi ve çok cana yakın idiler. Siparişler konusunda bize yardımcı olmak için kurallarını bu seferlik bozup Ayça ve S. Gülsöken’i mutfağa alıp mezeleri onlara gösterdiler, biz de sipariş yetkisini onlara verdik. Çok beklemeden siparişlerimiz gelmeye başladı, balık sipariş etmedik zira teknedeki balıkçı ekibi bizi balığa boğuyordu, daha çok meze ve ara sıcak denemek istiyorduk. Siparişini verdiğimiz her şey çok lezzetliydi, Uzo da öyle fakat Rakı diye getirdikleri şeyi masadaki hiç kimse içemedi. Birde masa büyüklüğündeki üzerinde adanın haritasının bulunduğu peçete şeklindeki hazır masa örtüsü, bu güzel mezelerin altında pek hoş durmuyordu. Bu güzel akşam yemeği çok uygun bir hesapla (96€) son buldu. Tekneye döndüğümüzde bacağıma rağmen çok keyifliydim.

05/08/2010
Sabah demir almadan önce koya taksi çağırdık Lipsi’ye gitmek için, (bu konuda Dilaila Tavernadan yardım istenebilir) taksi 10 dakika içinde geldi ve bizi 10 dakikada Lipsi’ye götürdü 4€ karşılığında. Önce Sağlık Merkezine uğrayıp pansuman yaptırdık, 1 doktor ve 1 hemşiresiyle tertemiz görünümlü bir yerdi, gene çok yakın davranıp ilgilendiler benimle.
Balıkçı Limanıyla, evleriyle, yoldaki hediyelik eşya, sünger vs. satan esnafıyla ben Bozburun’a çok benzettim. Çok şirin ve sakin bir yerdi. Bir Tavernaya oturup içeceklerimizi yudumladık, daha sonra alış-verişimizi yapıp tekneye dönmek üzere tekrar taksiye bindik. Tekneye ulaştığımızda kaptan demir almak için hazırdı. Kaza nedeniyle Leros’da bir gün kaybetmiştik ve bundan dolayı Patnos’u iptal etmek zorunda kaldık. Artık rotamız Kalimnos idi.
Rüzgar 3-4 knot seviyesinde, yelken seyri için yeterli değildi bu yüzden motor+yelken yol alıyorduk. 5-5, 5 satlik bir seyirden sonra saat 13, 30 gibi Kalimnos limanına geldik. Büyükçe bir yerleşim merkezi ve limandı, bu defa S. Gülsöken dümendeydi, başarılı bir şekilde limanın batı tarafındaki bir teknelik boşluğa yanaştı, Liman için 5€ ödedik, su dahil, elektrik için kartlı sistem kullanılıyordu.
Teknenin kıç tarafında oldukça işlek bir cadde ve caddenin karşı tarafında kafeler, hediyelik eşya dükkanları vardı. Liman’a girmeden hemen önce gördüğümüz, güney tarafında yürüme mesafesi 5 dakika uzaklıktaki plaja doğru hareketlendik, denize girmek isteyenler girdi, ben de istedim fakat müsait değildim.

Akşamüzeri birazda etrafı dolaştıktan sonra tekneye döndük. Üstümüze bir şeyler giymeden önce havuzlukta bir şeyler yudumladık. Hava kararmadan önce tekneden ayrılıp yürümeye başladık, kızların incik-boncuk merakı benimde yavaş olmam nedeniyle Serdarlar bizden koptular, daha önceden ismini bildikleri ve uzun zamandır hayatını orada sürdüren Sabahattin’e uğramışlar ve onunla sohbet etmişler.

“İkindi” vakti başlayan ve hiç kesiksiz 23, 30-24, 00 a kadar süren ilahiler bütün Kalimnos’a sesini duyurabilecek seviyedeydi. Bugünün İsa peygamberin adının koyulduğu gün ve ayinin yapıldığı katedralinde o civardaki en büyük katedral olduğunu daha sonra restoranına gittiğimiz, dedesi İzmir doğumlu Muhteşem Süleyman lakaplı Joardannes’den öğrendik.
Kızlar ve ben sokaklarda dolaştık, kızlar mağazalara girdiğinde ben bir köşede dinleniyorum. Mağazanın birisinden çıkarlarken “tamam Onur’a selamını söyleriz”diye satış görevlisi kızla vedalaşırlarken buldum kendimi şaşırmış halde, meğer Onur Binbir gece dizisindeki bir gece için 150 bin dolar teklif eden Onur’muş.
Akşam yemeği için cadde boyunca yürüdük, kimse bizi “buraya buyurun” şeklinde rahatsız etmedi, sonunda karar verip oturduğumuz yer Joardannes’in restoranı;, Joardannes deyim yerindeyse tam bir “fırlama”, hiper aktif bir Türk müziği hayranı, kanun çalmaya çalışıyormuş ve bizim bilemediğimiz kanun ve ney üstatlarının isimlerini saydı bize, dahası cep telefonuna kaydettiği parçaları dinletti. İyi kaynatıyoruz, S. Gülsöken’le daha çok kaynattılar. Yemekler lezzetli ve cok ucuz.

06/08/2010
Geri dönüş yolculuğumuz başlamıştı artık, Kos için demir aldık Kalimnos limanından, yolculuğumuz yine sakin rüzgarsız başladı, motor seyri devam ediyoruz, açıkta yelken açmayı denediysek de pek verimli olmadı. Yarı yolda, tam iki adanın arasında, her zamanki gibi motoru stop edip denize atlamak istedik, bu kez yaralı bacağıma rağmen ben de hevesliyim, Gamze ve S. Gülsöken çöp poşetinin altını kesip bir boru şeklinde bacağıma geçirip bantladılar. Her şey normal, S. Gülsöken ile en büyük zevklerimizden bir tanesi, sigara içip suya atlayıp takla atmak, suyun yüzeyinde serbest düşme şeklinde takla atıyoruz, kendini boşluğa bırakmışçasına insanın içini titretiyor, her seferinde birbirimize “oldumu”-“kaç kere” şeklinde soruyoruz, çok eğlenceli.. S. Hamarat, S. Gülsöken ve ben sudayız, kızlar teknede, bir ya da iki takladan sonra bir de baktım tekne benden hızla uzaklaşmış ve uzaklaşmaya devam ediyor, yüzmeye çalıştım, yaralı bacağımı kullanamıyordum, poşetten içeri su girmesinden ve yaraların enfekte olmasından korkuyordum, ciddi ciddi tekneye yetişemiyordum, S. Hamarat bana yardımcı olmak için kendisine tutunmamı söylese de bu onu sadece yavaşlatmıştı, bu arada “ben kocamı yalnız bırakmam” deyip Gamze suya atladı, gülüyoruz fakat bu arada korkuyoruz da, açık deniz ve derinlik 200M civarında, Durum daha ciddi bir hal almadan S. Hamarat hızla yüzdü, tekneye yetişip bizi almak üzere motoru çalıştırdı. Gerçi teknede ikinci kaptan Ayça da hazır bekliyordu ama bu, talihsizliğin benim için devam ettğini gösteriyordu maalesef, yolculuğumuz öğlen saatlerinde Kos limanında tamamlandı. Hemen karaya çıkıp hastaneye gittik, her limanda yaptığımız gibi, bu kez sağlık ekibi yaranın açık kalması gerektiğini söyleyerek ve krem uygulayarak bizi gönderdi fakat bunun yanlış bir karar olduğunu akşam saatlerinde girdiğim ağrı krizinden sonra tekrar aynı hastaneye gittiğimizde bir başka doktorun söylemiyle anladık. O gece tekrarlanan pansumandan, ağrı kesicilerden sonra ve yediğim pizzadan sonra rahat uyuyabildim.

07/08/2010
Sabah erken kalktık, kaptan S. Hamarat çıkış işlemleri için Liman gümrük ofise gitti, bizde küçük çaplı bir kahvaltıdan sonra onu beklemeye başladık. Fakat S. Hamarat bir türlü dönmek bilmiyordu, sanıyorum acentasız çıkmaya çalıştığımız için bizi çok beklettiler. Bu sırada tekneleri gezen Liman görevlisine S. Gülsöken, bacağımdaki yarayı göstererek işlemleri hızlandırıp hızlandıramayacağını sordu ve görevli bir telsiz bağlantısıyla ofisteki görevlileri uyardı, bu girişim oldukça doğruydu, İşlemlerimiz bittikten sonra Turgut Reis’e doğru hareket etmek için demir aldık. Öğle saatlerinde D-Marin’e ulaştık.
Kısaca özetlemem gerekirse, talihsiz kaza haricinde harika bir tatildi, bir sonraki tatilimi ve yelkenimizin rüzgarla dolmasını sabırsızlıkla bekliyorum.

Hüseyin Gürsoy






Yasal Uyarı Paylaşılan gezi notlarının tüm sorumluluğu ve Fikri Mülkiyet Hakkı paylaşımı yapan editöre aittir. GezenAdam internet sayfalarına ulaştığınızda, bu sayfalarda bulunan tüm yazılı, sesli ve görüntülü malzemeyi sadece kişisel kullanımınız amacıyla görüntülediğinizi kabul etmiş olursunuz. GezenAdam internet sayfalarında bulunan yazılı, sesli ve görüntülü malzemelerin tamamı ya da bir bölümü, GezenAdam'ın daha önceden yazılı izni alınmadan veya kaynağı belirgin ve bağlantılı olarak gösterilmeden kopyalanamaz, yayımlanamaz, hiçbir ortamda kaydedilemez, kamuya açık yerlerde gösterilemez, değiştirilemez ve uyarlanamaz. Editör bu yazıyı www.gezenadam.com web sitesinde yayınlayarak yazının yazar adı ve bu sayfa bağlantısı verilmesi kaydı ile diğer web sitelerinde yayınlanmasına izin verdiğini kabul etmektedir. Editör kendisine ait olmayan ve telif hakkı içeren veya T.C. yasalarına uygunsuz paylaşımlar yapamaz. GezenAdam şikayet postası almadığı sürece bu paylaşımları yayında tutacak ve içerik sorumluluğunu kabul etmemektedir. Bu paylaşımların içeriği ile ilgili uygunsuz bir durum olduğunu düşünüyorsanız lütfen Site Yöneticisine bildiriniz. Bildiriminiz en kısa sürede değerlendirilip size bilgi verilecektir.