gezenadam.com
Flora    Patika    Gezi Notları   


 

Scarab - Mısır`ın Kutsal Bokböceği / Kahire [Serdar Ölez]

Scarab - Mısır`ın Kutsal Bokböceği / Kahire [Serdar Ölez]

Scarab - Mısır`ın Kutsal Bokböceği / Kahire [Serdar Ölez]

Scarab - Mısır`ın Kutsal Bokböceği / Kahire [Serdar Ölez]

Scarab - Mısır`ın Kutsal Bokböceği / Kahire [Serdar Ölez]

Scarab - Mısır`ın Kutsal Bokböceği / Kahire [Serdar Ölez]

 



Scarab - Mısır`ın Kutsal Bokböceği

Kahire, Mısır
Geçenlerde iş nedeniyle 2 günlüğüne Mısır`a gitmem gerekti. Zor ve sıkıntılı bir görevdi, ama çok heyecanlandım. Mısır`ı daha önce gören birkaç arkadaşım gördüklerini paylaşmiştı, bu uygarlıktan etkilenmemek mümkün değildi. Hazırlıklar yapıldı, bavullar toplandı, siparişler tek tek not edildi. Siparişlerden biri ilginçti; taşıyanına iyilik ve sağlık getirdiğine inanilan küçük mavi böcek.
...
Sabaha karşı Kahire`ye vardık. Birkaç saatlik uyku ardından, sabah ilk toplantı ve 14:00`ten sonra serbest zaman. Oradaki kontak noktamız bizi Piramitlere götürmek üzere bir araba ayarladı, düştük yola. Kaldığımız otelle Khufu Piramidi`nin arası yakın, yaklaşık 35km, ama şehrin tam ortasından geçmek zorundayız. Kahire`de trafik çok yoğun ve kendine özgü dinamikleri var. Hemen ilk birkaç dakikada araç kiralamamakla ne kadar isabetli bir karar verdiğimizi anlıyoruz. Şeritler, işaretler, trafik lambaları sadece referans olarak oradalar; kimse varlıklarının farkında değil. Şoförümüz tek kelime İngilizce bilmiyor, arasıra söylediklerinin cadde isimleri olduğunu tahmin ediyoruz. Usta bir şoför, ancak fren ve sinyalden çok yassı başparmağıyla bastığı kornasını kullanıyor. Trafikte ilk endişemizi attıktan sonra etrafı izlemeyi akıl ediyoruz. Şehirde her yer birbirinin aynı gibi. Her yana yayılmış çöpler ve rüzgarın her gün şehire taşıyıp serptiği çöl kumu; görmeyi umduğumuz uygarlık yerine hayal kırıklığı veriyor bize. Sanki dur kalksız 100m bile ilerleyemiyoruz, bir ara ülke yönetimini eleştiren protestocuların kapattığı yol nedeniyle yolumuzu değiştiriyoruz. Zaman ilerliyor, uyuyor uyanıyoruz. Dur kalklarda cama sürekli birileri yanaşıyor, şoförümüzle bir şeyler konuşuyor. Bir ara birisiyle daha uzun konuştuğunu farkediyoruz. Araba ilerledikçe adam da yanımızda koşuyor. Derken hoop bizim bagaj kapağının üzerine oturuveriyor. Araba hareket halinde, ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz, nafile. Bakıyoruz hareket halindeki birkaç başka arabanın daha bagaj kapağında delikanlılar oturuyor. Bu belirsizlik içerisinde benzer durumda başkalarının da bulunuyor olması bize garip bir rahatlık sağlıyor. Bu keşmekeş ve yorgunluğa sinirlerimiz dayanamıyor; arabanın içerisinde kahkahalarla gülmeye başlıyoruz.
...
Saat 16:05, iki saat sonunda Piramitleri çevreleyen kilometrelercelik tel örgünün sınırındayız. Deveciler, atçılar, dilenciler,... her biri bir tarafımızdan çekiştiriyor. Aralarından sıyrılıp kapıya ulaştığımızda büyük sürpriz bizi bekliyor. `Kapandı!` diyor üniformalı nöbetçi. Bu bir karabasan olmalı, uyanmak istiyor, içerideki yüzlerce kişiyi nöbetçiye gösteriyoruz. Sertçe onların çıktıklarını anlatıyor bize. Yenilgiyi kabul etmekten başka çaremiz kalmıyor. Bütün bu olanları şoförümüz ve kaputta bizimle gelen adam da izliyor. Neden sonra kaputtaki adamın aslında at arabası sürücüsü olduğunu, bu olacakları bilip her gün kilometrelerce önceden potansiyel müşterilerine yanaştığını anlıyoruz. Kısa bir kararsızlık, uzun bir pazarlık ardından at arabasıyla çölün yolunu tutuyoruz.
...
Köy evlerinin arasından açılan daracık sokaklar, şehirdeki keşmekeşe ilaveten bölgenin sakinleri deve ve atların pisliklerinden yayılan kesif kokuya ev sahipliği yapıyor. Küçücük arabada dört kişiyi gören insanlar selam veriyor, bir şeyler söyleyip arabacıya laf atıyorlar. Yerleşimden uzaklaşıp çöl sınırına gelince keyfimiz yerine geliyor. Arabacı dizginleri bir ara bize veriyor. Devrilme tehlikesiyle çığlıklar ve kahkahalar birbirine karışıyor. Yoldan ayrılıp bir kum yüseltisinin üzerinde duruyoruz. Üç Giza Piramidi de tüm heybetiyle karşımızda duruyor. Bunlar Keops (Khufu), Kefren (Khafra), Mikerinos (Menkaure). Hemen yanlarında doğuya doğru bakan insan başlı aslan gövdeli Sfenks var. Ama bulunduğumuz yerden seçilemiyor. Ansiklopedilerden Khufu Piramidi`nin, M.Ö. 2800 yıllarında hüküm süren Mısır`ın 4. Sülale devri hükümdarlarından Keops`un mezarı olduğunu öğreniyorum. İkinci büyük piramit, Keops`un kardeşi ve O öldükten sonra firavun olan Kefren`e ait. Küçük piramit ise M.Ö. 2500`lü yıllarda hüküm süren Mikerinos`a ait. Keops Piramidi`nin yüksekliği 138 metre. 2.300.000 blok taşın üst üste yığılmasıyla oluşturulmuş, her bir taşın ağırlığı 10-15 ton. Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda firavunun odası var. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konulmuş. Buraya 50 metrelik bir dehlizden giriliyor. Bu muazzam mezar, 100.000 esirin çalışmasıyla 30 yılda tamamlanmış, sonra da Keops`un ve eşinin mumyalanmış cesetleri bu mezara yerleştirilmiş. Ne yazık ki, beş dakikalık gecikme yüzünden yakından görme fırsatını kaçırıyoruz.
...
Kum yükseltisinde turistlere devesiyle fotoğraf çektirip para kazanmaya çalışan amca bize de yanaşıyor. Türk olduğumuzu öğrenince bu seyahatte sıkça duyduğumuz tekerlemeyi tekrarlıyor `Yavaş yavaş Hasan Şaş`. Önce deveyle gezdireyim, ardından fotoğraf çekeyim ısrarı ve araya arsızca sıkıştırdığı bahşiş talepleri bizi fena yoruyor. Üç beş kuruşun ardından ortalık yatışıyor. Amca cebinden çıkardığı mavi boyalı taşları çıkarıp bana uzatıyor. `Sakharab; gud, lak, long layf for yu...` diyor. Sıparişi hatırlıyorum, küçük mavi uğurlu böcek. Sonradan öğreniyorum ki büyük uygarlığın kutsal saydığı böcek Scarab aslında bok böceğiymiş. Bok böceği yumurtalarını hayvan pisliklerine bırakırmış. Yumurtaların etrafına bulaşan pisliklerle beraber yuvarlayarak onları her yere beraberinde götürürmüş. Tabii yuvarladıkça yumurtaların etrafına daha çok pislik ve toprak bulaşır, sonunda anne böcek kendinden daha büyük bir topu iter durumda kalırmış. Mısır mitolojisinde ise doğan güneşin tanrısı Kephri`nin her sabah güneşi iterek karanlıklardan çıkardığı ve gökyüzünü aydınlattığına inanılırmış. Bir şekilde Kephri`nin güneşi itişi ile bok böceğinin kendinden büyük hal alan yumurtalarını itişi özdeşleştirilmiş ve kutsallık bulmuş Mısır topraklarında. Yumurtaların olgunlaşıp yavru bok böceklerinin koca topağın içerisinden çıkması ise, yeniden doğuş ile sembolize edilmiş Mısır geçmişinde[1].
...
Saatler ilerliyor, ortalık soğumaya, hava kararmaya başlıyor. Köye geri döndüğümüzde papirüs müzesine ve hediyelik eşya dükkanlarına uğruyoruz. Bok böceği mitolojideki kutsal yerinden dolayı önemli bir ticari meta olmuş. Sert taşlara veya ahşaba oyulan, alçıdan dökülen, papirüslere işlenen rengarenk bok böcekleri hediyelik raflarında geniş yer bulmuş kendine.
Sevgili arkadaşıma seçerken kendime de birkaç tane alıyorum...

Serdar Ölez
Kaynaklar
[1] Beetles as Religious Symbols by Yves Cambefort






Yasal Uyarı Paylaşılan gezi notlarının tüm sorumluluğu ve Fikri Mülkiyet Hakkı paylaşımı yapan editöre aittir. GezenAdam internet sayfalarına ulaştığınızda, bu sayfalarda bulunan tüm yazılı, sesli ve görüntülü malzemeyi sadece kişisel kullanımınız amacıyla görüntülediğinizi kabul etmiş olursunuz. GezenAdam internet sayfalarında bulunan yazılı, sesli ve görüntülü malzemelerin tamamı ya da bir bölümü, GezenAdam'ın daha önceden yazılı izni alınmadan veya kaynağı belirgin ve bağlantılı olarak gösterilmeden kopyalanamaz, yayımlanamaz, hiçbir ortamda kaydedilemez, kamuya açık yerlerde gösterilemez, değiştirilemez ve uyarlanamaz. Editör bu yazıyı www.gezenadam.com web sitesinde yayınlayarak yazının yazar adı ve bu sayfa bağlantısı verilmesi kaydı ile diğer web sitelerinde yayınlanmasına izin verdiğini kabul etmektedir. Editör kendisine ait olmayan ve telif hakkı içeren veya T.C. yasalarına uygunsuz paylaşımlar yapamaz. GezenAdam şikayet postası almadığı sürece bu paylaşımları yayında tutacak ve içerik sorumluluğunu kabul etmemektedir. Bu paylaşımların içeriği ile ilgili uygunsuz bir durum olduğunu düşünüyorsanız lütfen Site Yöneticisine bildiriniz. Bildiriminiz en kısa sürede değerlendirilip size bilgi verilecektir.