gezenadam.com
Flora    Patika    Gezi Notları   


 

Yunanistan Güncesi / Kastorya [Figen Balamur Uğur]

Yunanistan Güncesi / Kastorya [Figen Balamur Uğur]

Yunanistan Güncesi / Kastorya [Figen Balamur Uğur]

Yunanistan Güncesi / Kastorya [Figen Balamur Uğur]

Yunanistan Güncesi / Kastorya [Figen Balamur Uğur]

Yunanistan Güncesi / Kastorya [Figen Balamur Uğur]

Yunanistan Güncesi / Kastorya [Figen Balamur Uğur]

Yunanistan Güncesi / Kastorya [Figen Balamur Uğur]

Yunanistan Güncesi / Kastorya [Figen Balamur Uğur]

 



Yunanistan Güncesi
Önceki yazı...
Kastorya, Yunanistan
6. GÜN
Atatürk`ün Evi, Selanik deyince akla ilk gelen tabii ki Mustafa Kemal Atatürk ve ilkokul yıllarından beri kitaplarda gördüğümüz mütevazı, cumbalı evi. 15 Temmuz sabahı oteldeki açık büfe kahvaltının ardından ziyaret listemizin ilk sırasında yer alan bu eve hareket ettik. Otelin önünden bindiğimiz taksi ile 5 dakikada oradaydık. Hemen yanı başında, bahçeden geçiş olan konsolosluk binası bulunuyor. Atatürk`ün 1881 yılında doğduğu ve Selanik`in Osmanlının elinden çıktığı 1912 yılına kadar dönem dönem kaldığı bu ev, 1953 yılında müzeye çevrilmiş. Yakın zamanda restore edilip tekrar ziyarete açılmış ama Atatürk e ait çok eşyanın bulunmaması biraz hayal kırıklığı yaratıyor. Bahçede Ali Rıza Efendinin diktiği ve Atatürk’ün hep altında oynadığı çok yaşlı bir nar ağacı var. Bana o ağaç çok anlamlı geldi, o günleri hayal ettim.

Atatürk’ün evinden çıkıp yamaçtan aşağı doğru yürüyerek hızlı bir şehir turu sonrası yine Aristoteles meydanına inip oradan otele geçtik. Şehirden çıkarken önünden geçip yakından görme fırsatı bulduğumuz Beyaz kuleyi inip gezemedik ama biraz tanıtalım. Selanik`in simgesi olan Beyaz Kule, Kanuni zamanında yapılmış. Günümüzde tarihî bir kule ve müze olarak, şehrin deniz kıyısında yer alıyor. Kule, Osmanlılar tarafından kale, garnizon ve hapishane olarak kullanılmış. 1912`de Balkan Savaşlarının sonucunda Selanik Yunanlıların eline geçince kule, vaftiz edilerek beyaza boyanmış. O günden sonra da ``Beyaz Kule`` olarak anılmaya başlanmış. Ancak zamanla kule eski rengine dönmüş. Kule, bugün yemyeşil bir parkın içinde yer alıyor. Özellikle gün batımına yakın Selaniklilerin akınına uğruyor. Kulenin önünden kalkan teknelerle kısa bir Selanik turu tavsiye ediliyor, biz yapamadık. Bizim sadece 1 günümüz vardı ama Selanik 2-3 gün dolu dolu gezilebilecek özel, güzel, keyifli, modern, kültür turuna çıkan kişileri mutlu eden bir şehir. İstanbul’dan direk tren var sanırım.

Gözümüzü arkada bırakan kent. Bizim vakit ayıramadığımız ama gezilmesi görülmesi tavsiye edilen ana mekanlar şöyle:
 Yedikule Hisarı
 Allatini Köşkü
 Yeni Camii
 Alaca İmaret Camii
 Rotonda
 Aziz Dimitrios Kilisesi
 Kamara
 Mısır çarşısı

Akşama doğru Selanik’ten ayrılırken ekip dağıldı. Biz Kastorya yönüne, Serap & Şakir ailesi ve arkadaşları Pelion bölgesine, Serap&Cem ailesi Olimpos dağı yönüne ayrı ayrı istikametlerde yola çıktık. Kastorya’nın benim için özel bir durumu var ve yıllardır Yunanistan’a gitmeyi çok istememin en güçlü sebeplerinden biri de bu. Anneannemin annesi, babası, kardeşleri, tüm akrabaları mübadele zamanında Kastorya’dan Türkiye’ye zorla göç ettirilmiş, bizimkiler Kaş/Demre’ye yerleşmiş, teyzeler başka şehirlere, hatta yıllarca birbirlerini bulamamışlar bile. Anneannem 8 yaşında gelmiş. Demre’de çocukluğumuz mübadeleden sonra gelip buraya yerleşen büyük bir “Muhacir” grubu içinde, onların kendilerine özgü adetleri, lehçeleri eşliğinde birçok hikayeler dinleyerek geçti. Bugün bile hatırlamaktan çok keyif aldığım anılar biriktirdim bu güzel insanlar arasında büyüyerek. Cennet gibi bir yerde doğup büyümüşler. Bu güzellik ruhlarına yansımış.

Selanik’ten Kastorya’ya 2 saatlik yolumuz vardı, daha önce de bahsettiğim gibi ülkenin heryerinde otoyollar var yolboyu yemyeşil tertemiz dağlar, ovalar, göller ve yolculuk çok zevkli. Güneydeki sıcak ve kalabalıktan sonra Kastorya’nın serin havası, muhteşem doğası çok iyi geldi bize. Burada kalmak istedik. İyi ki gelmişiz iyi ki görmüşüz bu cennet şehri. Şehre girince doğruca Anneannemlerin dilinde Mavrova ve Liçista olan aslı Mavrohori ve Polikarpi olan köyleri gezmeyi planladık. Kuzen Candemir hazırlamış sağolsun yukardaki tarifleri bana. Anneannemin babası Osman kaptanın (kendisini sağlığında tanıma fırsatım oldu, karayolunun çok yetersiz olduğu o dönemlerde gemi taşımacılığı yapan gerçek bir kaptan) köyü ile annesi Selime hanımın köyünü bir köprü bağlıyor birbirine. Köyde Türkçe bilen yaşlılar aradık, sanki onları tanıyacak birilerini bulacakmış gibi. Ne Türkçe ne İngilizce bilen kimseyi bulamadık. Köyde pastane işleten bir dede ve eşinin mekanında vitrinde onların da “baklava” “kadayıf “ dediği tatlılar yer alıyordu. Yeni pişirdiği bezelerden satın aldık. Çok tatlı 2 ihtiyardı. Yıllar önce burayı ziyaret eden Oya ve Serdar kadar şanslı değildik. Onların Niko’su gibi bir Niko bulsaydık keşke. Köy evleri bol meyve ağaçlı büyük bahçeler içinde, göl kıyısında olta ile balık avlayanlardan çok etrafa serilmiş ağlar ve tahta kayıklar var. Kastoria; harika bir gölün içine doğru uzanan bir yarımada gibi, köyler yarımadanın tam karşısında gölün etrafında yer alıyor. Doğası ve havası ile bir cennet, hem doğal, hem modern, hem köy hem şehir, herşey birarada. Genci eğleniyor, yaşlısı dinleniyor. Huzur şehri. Serdar Gülsöken arkadaşımızdan öğrendiğimiz üzere yıllardan beri tüm Avrupa’nın kürk merkezi olduğunu ve adının da oradan geldiğini öğreniyoruz. Kastor kunduz gibi bir hayvanmış, önceleri civardaki hayvanlarin kürkleri isleniyormus, sonra hayvan azalinca Avrupa’nin bir cok yerinden gelen ham kurkleri islemeye baslamislar, Türkiyeye de bolca kürk satıyorlar, hatta Türkiye üzerinden Rusya’ya. Şehirdeki tüm işyerleri ve atölyeler hep kürk ile ilgili. Yaşlılar göl kenarında banklarda oturuyor sohbet ediyor, gencler bar ve klublerde ama sayıları çok değil. Sanırım bu aylarda Kastoria sakinleri adalara ve kıyılara tatile gidiyor. Yarımadanın uç kısmında km lerce alanda hiç yapılaşma yok ve 100 yaşın üzerinde ağaçlarla kaplı upuzun, dar bir yol bisiklete binenler, balık avlayanlar, yürüyüş yapanlarla dolu. Sözkonusu yolun başladığı noktadaki son bina olan Kastoria otelde konakladık. Alttaki fotoğraf otelimizin önünde sabah kahvelerimizi içtiğimiz kafe. Alttaki foto kıyı boyu sıra sıra restoranlardan birisi. Biz de onlardan birinde akşam yemeği yedik. Gölün ortasına doğru uzanan yarımadanın etrafını araba ile dolaşarak otele geldik. Gece karanlığında son derece ıssız, sessiz ve ürkütücü gözüken 2 tarafı yüzyıllık söğütlerle kaplı uzun yolda ara sıra balık avlayanların kafa fenerlerinden yayılan ışık dışında hiçbirşey gözükmüyordu. Sabah aynı yolda yürüyüş yaptığımızda herkesin bu yolda yürüyüş, bisiklet, balık avlama gibi her türlü aktiviteyi yaptığını gördük.
Devamı...

Figen Balamur Uğur






Yasal Uyarı Paylaşılan gezi notlarının tüm sorumluluğu ve Fikri Mülkiyet Hakkı paylaşımı yapan editöre aittir. GezenAdam internet sayfalarına ulaştığınızda, bu sayfalarda bulunan tüm yazılı, sesli ve görüntülü malzemeyi sadece kişisel kullanımınız amacıyla görüntülediğinizi kabul etmiş olursunuz. GezenAdam internet sayfalarında bulunan yazılı, sesli ve görüntülü malzemelerin tamamı ya da bir bölümü, GezenAdam'ın daha önceden yazılı izni alınmadan veya kaynağı belirgin ve bağlantılı olarak gösterilmeden kopyalanamaz, yayımlanamaz, hiçbir ortamda kaydedilemez, kamuya açık yerlerde gösterilemez, değiştirilemez ve uyarlanamaz. Editör bu yazıyı www.gezenadam.com web sitesinde yayınlayarak yazının yazar adı ve bu sayfa bağlantısı verilmesi kaydı ile diğer web sitelerinde yayınlanmasına izin verdiğini kabul etmektedir. Editör kendisine ait olmayan ve telif hakkı içeren veya T.C. yasalarına uygunsuz paylaşımlar yapamaz. GezenAdam şikayet postası almadığı sürece bu paylaşımları yayında tutacak ve içerik sorumluluğunu kabul etmemektedir. Bu paylaşımların içeriği ile ilgili uygunsuz bir durum olduğunu düşünüyorsanız lütfen Site Yöneticisine bildiriniz. Bildiriminiz en kısa sürede değerlendirilip size bilgi verilecektir.