Bozcaada'da Geceler Çok Renkli ( 1. Kısım)

Bursa, Türkiye


Bozcaada´ya, geçen sene oraya gidip de anlata anlata bitiremeyen Ersin ve Gülgün arkadaşlarımızın `mutlaka görmelisiniz´ teşvikiyle gitmeye karar verdik. Ersin ve Gülgün iki erkek çocuklarını kamplara gönderdikleri için çocuklarının yerine, yakın dostları Nur´u getirmişlerdi. Ben ve eşim Ece, kızımız İpek´i Ersin´lerin oğlu ile Uzay kampına gönderdik ve yanımıza sadece 7 yaşındaki oğlumuz Onur´u aldık.

Geziye, 28 Temmuz 2008, saat 12:00 civarında başladık. İlk geceyi Bursa´da abim Celal ile geçirdik. Bursa´nın en eski hanlarından olan KOZA HAN´ı (1491´de II. Bayezid tarafından mimar Abdül Ula Bin Pulat Şah\\`a İstanbul´daki eserlerine vakıf olarak yapılmıştır) ziyaret etmek fırsatını bulabildik. Bu han daha çok ipek üzerine iş yapan esnafların bulunduğu çok eski bir han. Bir ipekçi dükkanından Ece en az 10 tane ipek eşarp aldı. Yüzlerce şahane rekli ve desenli eşapların arasında seçim yaparken bayağı zorlandı. Resim çekmeyi sevenler için vitrinleri rengarenk ipeklerle dolu bir han. Hanın avlusunun tam ortasında küçük bir mescidin altında bir şadırvan var. Bu şadırvanın çevresinde serpiştirilmiş masalarda insanlar kahvelerini yudumlarken, eski günleri yadeder gibiydiler.

29 temmuz 2008, günü saat 11:00 civarında Edremit´de Zeytinyağı işi yapan Fatih ve Çiğdem arkadaşlarımızı ziyaret etmek üzere yola koyulduk. Fatih benim, tesadüfen, Çiğdem de Ece´nin okuldan dönem arkadaşı. Edremit´in içinde Fatih´i telefon ile aradık ve bahçe içindeki şirin evlerini tarif üzerine bulduk. Fatih ve Çiğdem, Edremit´e 4 sene önce pılıyı pırtıyı İstanbul´da bırakıp geldiler. Edremit´te kendilerin nasıl mutlu, sakin ve ilginç bir dünya kurduklarını akşama kadar çok keyifli bir sohbet ortamında anlattılar. Fatih ve Çiğdem, Edremit´te alevi ve türkmen köylüleri ile nasıl güzel bir iletişim kurduklarını, Edremit´teki işçilik fiyatlarının onların Edremit´e taşınması ile nasıl yükseldiğini, nasıl zeytinyağı yaptıklarını saat 19:15´e kadar şevkle anlattılar. Bu arada, Çiğdem´in yaptığı şahane kara dut likörünü de tatma şansına sahip olduk, Çiğdem, daha önce yapmış olduğu likörlerinin (zambak, vs) bazılarının oda sıcaklığında tutması nedeniyle bozulup şampanya´ya dönmesi üzerine atıldığını üzüntü ile anlattı.

Akşam yemeğini Akçay´da, bir Alman´ın işlettiği bir balık lokantasına gittik. Denizin hemen kıyısında kurulan masamızda, Fatih´in oğlu Ardıç ile midye dolması yeme yarışına giren, oğlum Onur´un yemeğin sonunda masaya kusması ile sonuçlanan keyifli ve sohbet dolu, mükemmel bir yemek yedik. Lokantada yediğimiz asma yaprağına sarılmış Sardalya gerçekten çok özeldi ve daha sonra Bozcaada´da denediğimizde aynı tadı asla bulamadık.
Gece saat 03:30 a kadar süren tatlı sohbetin sonunda, yattık. Çiğdem´in kendi elleri ile yaptığı güzel reçeller eşliğinde yapılan şahane kahvaltıyı takiben, ganimet ev reçellerini de alarak, Fatih´in zeytinyağı fabrikasına gittik. Orada, zeytinyağı üretim prosesinin öğrenilmesini takiben, Fatih tarafından hazırlanan özel zeytinyağlarını da alarak, saat 11:00´de Çanakkale, Ezine´ye 18 km uzakta bulunan Geyikli iskelesine doğru tekrar yola çıktık.


Kemal Atalay





Creative Commons Lisansı Kim bu gezenadam


.