İnebolu'nun Aşıboyalı Evleri (1. Kısım)

İnebolu, Türkiye


14 Kasım 2008 tarihinde, ani bir kararla nihayet, Ersin’in memleketi olan, İnebolu’ya gitmeye karar verdik. Her yere birlikte gittiğimiz gibi, İnebolu’ya da 3 aile, Bülent-Seher, Ersin-Gülgün, Ece ve benden oluşan 6 büyük, 5 çocuk, 2 araba ile biraz sıkışık gittik.
Yol uzun olduğu için Cuma günü öğleden sonra yola koyulduk. Ancak, bu yolun en güzel kısmı olan Küre dağlarını karanlığa kalmamız nedeniyle gündüz gözüyle görme fırsatını kaçırmış olduk. Gidecek olanların sabah yola çıkmalarında fayda var. Akşam, saat 7:30 sularında İnebolu’ya ulaştık ve hemen odalara eşyaları bırakır bırakmaz, Boyranaltı’nda bulunan otelin lokantasının yolunu tuttuk. Burada, hele kışın, çok fazla turistik lokanta yok, buranın halkına hitap eden lokantalar açıktı.
Yakamoz Lokantasında salata ve Hamsi, İstavrit ve Mezgit g,bi mevsim balıkları getirdiler, Hamsi ve Mezgit çok taze ve mükemmeldi, ancak, istavrit vasattı. Gecenin sonuna doğru, Ersin’in eşi Gülgün’ün tansyonunu düşmesi ile biraz endişelendik, bu nedenle de İnebolu Devlet Hastanesini de ziyaret etmek zorunda kaldık.
İnebolu’daki akşam yemekleri çok eğlenceli geçti, ancak, adamlar bizim yabancı olduğumuzu anlayınca, fiyatları, buraya göre bayaa şişirdiler, ancak İnebolu için değerdi.
Ayrıce otel için de birkaç kelime etmek lazım. Otel denize nazır 2 katlı bir otel, burası için oldukça iyi, ancak, soğuk. Buraya gelmeden önce, telefonla sormuştuk, kalorifer yanıyor dediler, ancak, buna pek yanma, denemez. Oteldekilerle baya bir tartışma sonrası, biraz daha kuvvetli yaktırmayı becerdik, idare etti.
İkinci gün sabah kahvaltısını yine otelin lokantasında yaptık, idare ederdi. Kahvaltı sonrası, Cumartesi günü, İnebolu’nun pazarı imiş. Çok renkli ve güzel bir Pazar, hanımlar bayaa birşeyler aldılar. Sonuçta, acaba bavullarla, bu sebze meyveler birarada sığar mı diye endişe ettik, ancak fazla sorun olmadı.
Pazar sonrası kısa bir şehir turu sonrası, Geriş Tepeye çıkmaya koyulduk. Geriş Tepe’nin yolu İnebolu’nun içinden geçiyor, bu sürede, İnebolu’yu da gezmiş olduk. İnebolu bir sit alanı, bu nedenle yeni ev yapmak, eskilerini yıkmak sorunlu, iyi ki de sorunlu, nerdeyse tüm evler eski halini korumuş. Tüm İnebolu eski evlerle dolu, genelde tahta, çatıları yassı, yosun tutmuş, denizden çıkarılan Marla Taşı(Arduaz) kaplı. Evleri ilginç bir şekilde restore ediyorlar, yandaki resimlerde bazı örneklerini görebileceğiniz gibi, kimi tahta, kimi taştan, aşı boyalı ( bordo,kırmızı), cumbalı, çatıları yine yassı ve yosunlu taşlarla kaplı. Aşı Boyası, Aşı Köyü`nden çıkarılan Aşı Taşından elde edilmekte olan toprakla yapılmakta olup, Aşı boyası bu ahşap evleri 20 yıl boyunca rahatlıkla koruyabilmektedir. Geriş Tepe yolunda müthiş bir renk cümbüşü vardı, sarılar, yeşiller, kırmızılar, kahveregiler, hemen hemen tüm renkler. Geriş tepe tüm İnebolu’ya hakim yüksek bir tepe. Aslında, Kasım 15, renkler açısından geç bir tarih, ancak, İnebolu’da havaların çok soğuk olmaması nedeniyle tüm renkler halen mevcuttu.
Geriş Tepe’ye çıkarken, dikkati çeken diğer bir konu, Teleferik. 1988 yılında, Küre’den İnebolu Limanına bakır cevheri taşımak için yapılmış, 22 km uzunluğunda (dünyada belkide en uzun), yükseltisi bazı yerlerde 1000 metreye ulaşan, 2 yıl kullanıldıktan sonra kullanımından vazgeçilen Teleferik, tekrar turizm amaçlı kullanılsa çok müthiş olabilir.
Öğlen yemeğinde, birçok yerde ki gibi İnebolu’da da yerel yemek kabul edilen ve burada Haluşka diye bilinenen mantı ve etli ekmek yedik.

Kemal Atalay





Creative Commons Lisansı Kim bu gezenadam


.