Mıhlı Çayı

Çanakkale, Türkiye

Uzunluğu 12 km. olan Mıhlı Çayı; Beder, Oluk, Isırgan ve Şeytan Derelerinin birleşmesi ile oluşur. Engebeli ve kayalık bir araziden geçerek Ege Denizine dökülür.
Kaz dağlarından denize inen sayısız çaylardan biri de Mıhlı Çayı. Edremit`ten Assos`a giderken Küçükkuyu`ya varmadan hemen önce kuzeye doğru sapan yollardan birinden ulaşılıyor bu çayın en güzel yerine. Önce asfalt sonra stabilize yoldan yaklaşık 15 dakika kıvrımlar boyu ilerledikten sonra park halinde gördüğümüz iki aracın yanına bıraktık arabaları. Bir işaret bir emare yoktu ama patikadan dönen çift aşağıda eski güzel bir köprünün olduğunu, şelalenin daha ötede olduğunu söyledi. Patikaya koyulduk...

Kısa süre sonra kemerli eski köprüye ulaştık. Adı Başdeğirmen Köprüsü, Romalılar´dan kalmış, Truva´ya giden antik yolun Mıhlıçay üzerindeki tek geçiş noktasıymış. Şimdi gezginlere ve zeytincilere yol veriyor.

Az ötede Rumlardan kalma bir değirmen restore edilmiş. Değirmen taşları ve su yolları olduğu gibi duruyor. Değirmenden yukarı yol yok. Dere içinden, kıyısından, bazen de kayalar üzerinden akış yönüne doğru ilerlerseniz, kademe kademe yükselen irili ufaklı şelaleler çıkıyormuş karşınıza. Ve sonunda yüzülebilir çap ve derinlikte bir göletle karşılaşıyormuşsunuz. Ama asıl güzellik gölün de arkasında gizliymiş. 15-20 metre ilerleyince dik kaya-duvarlarla çevrili bir odaya giriyor ve kulaklarınızı uğuldatarak göle dökülen şelale karşınıza çıkıyormuş.

Neden miş/muş? Çünkü biz bu yolu kullanmadık, bu orayı daha önce gezenlerin anlattıkları. Biz batı yakasından çayın kenarına indik. Koca bir taş ev karşıladı bizi. Tavanı destekleyen geniş kütükler hala tüm ihtişamı ile ayaktaydı. Kimbilir kimler neden inşa etmişti onu. Az ötede ise çayın üzerine kurulumuş yapayanlız bir seki misafirini bekliyordu...

Bu kısımdan çayın öbür yakası yakındı. Bir kalasın üzerinden her birimiz zıp zıp karşıya geçtik. Bir kaç piknikçi sezsiz sedasız keyfini çıkarıyordu bu güzelliğin. Kısa soluklanmanın ardına bu kez ağaçların arasından köprünün doğu yakasına yükselen oradan da çay boyu ilerleyen patikaya koyulduk. Bu yol kimi zaman tehlikeli sayılabilecek yükseklik ve darlıktaydı. Uzunca bir süre çayı yukarıdan izleyerek ilerledik, sonunda patika sandal ağaçlarının arasından kıyıya doğru inmeye başladı. Buraların tam `cangıl` olmasına karşın medeniyet daha önceden yol boyu su boruları döşemişti. Toplamda 40-45 dakikalık yürüyüşün ardından ağaçların arasında kalmış geniş bir gölete, ardından bir diğerine, ardından bir diğerine geldik. Bizler buz gibi sulara ayaklarımızı sokmaya cesaret edemezken, Emre suya atlamıştı bile.

Güzel bir parkur oldu, sonunda yorulduk ve acıktık, günün kalanını başka bir mekanda geçirmek üzere geri döndük.


Serdar Ölez





Creative Commons Lisansı Kim bu gezenadam


.