Covit-19 Öncesi Bir Güneydoğu Anadolu Gezisi(4. Kısım)

Samandağ, Türkiye

Adana, Mersin, Antakya, Gaziantep, Urfa, Mardin, Midyat ve Diyarbakır gezisi.
Samandağ, 6 Mart
Sabah kahvaltısından sonra Öğretmen Evi’nin arka caddesi olan Şht. Mustafa Sevgi üzerindeki duraktan geçen 401 numaralı belediye otobüsü ile Samandağ’a gittik. Otobüs tenha olmasına rağmen Samandağ`a yaklaştıkça iyice doldu, yolcu fazla olduğu için 10 dk da bir otobüs varmış. Bilet 6 TL. yol bir saat sürüyor yaklaşık 25 km. Şoför bizi Çevliğ`e gidecek minibüslerin durağında indirdi. Bindiğimiz minibüs doluncaya kadar 15 dk. bekledik. Bizi Titus tüneline giden yolda indirmesini söyledik, mesafe yaklaşık 7 km. İndiğimiz noktadan 400 m. kadar tırmandık. Eskiden serbestçe giriliyordu şimdi girişe kulübe koymuşlar para kesiyorlar. Giriş 10 TL. Yeni yol yapmışlar. Gişedeki bey hemen önümüzdeki bulunan yarığa girin yürüyün diye tarif etti. Sonuna kadar gittik geçilmez yerden yukarı çıktık. Sonra tekrar merdivenli yerden aşağı indik. Üstü kapalı tünele girdik fakat ilerleyemedik karanlık ve uygun ayakkabılarımız olmadığı için.
Yukarı çıktığımız yerden biraz daha ilerde Beşikli Mağara denilen yere gittik. Burası miladi I. Asır ile VI. Asırlar arasında ya şehrin önde gelen kişileri için ya da kentin önde gelen ailesine ait yüksek zevattan bir aile mezarlığı olabilirmiş. Önde bulunan iki büyük mezar oyuğu sebebiyle yerel halk tarafından beşik tabir olunduğundan buraya “Beşikli Mağara” deniyor. İçinde 93 mezar yatağı var. Buralarda daha başka kaya mezarları olup Antik kent Seleucia Pierria’ nın nekropolü durumundadır.
Dönüşte Sahil denen yere gitmek için minibüsten Samandağ`ın içinde bir yerde indik. Gene 401 numaralı belediye otobüsü geldi el kol zorla durdurduk. Belki beklediğimiz yer durak değildi bilemem. Kısa bir yoldan sonra otobüsün son durağında indik, zaten orası da sahil kenarı idi. Yazlık olarak kullanılan “Sahil” çok güzel geniş ve kilometrelerce uzayan bir plaja sahip. Biraz ilerde yuvarlak planlı bir bina gördük. Hz Musa ile Hızır aleyhisselamın buluştuğu yer imiş. İçeri ayakkabı çıkarılarak giriliyor. Ortada bir beyaz kocaman bir armut ucunda sapı, etrafı yeşil renkte mermer kaplı, çepeçevre duvarın dibinde kimi oturan kimi yere oturamadığı için sandalyede oturan insanlar, hepsi dua mırıldanıyor. Girişin iki yanında birer şömine içinde kor ateş, yanındaki kaptan bir şeyler alıp ateşe atıyorlar, Sonradan anladık ki tütsü imiş, tütsünün dumanı ve güzel kokusu içeriye yayılıyor. Girenlerden bazıları eşikte yere kapanıyor. Bazıları kapının iki yakasını da öpüp başını dokunduruyor. Ortadaki beyaz armudun etrafında dua ederek dolaşıyor ve her köşesini öpüp başlarını dokunduruyorlar, hatta üçer kere öpen var. Ayrılırken arkalarını dönmüyor geri geri gidiyorlar. Dışarı çıktığımızda binanın etrafındaki yolda da arabayla dönerek tavaf edenleri gördük. Antakya`ya döndüğümüzde ziyaretimize gelen Yılmazın askerlik arkadaşı Asaf beyden işin aslını öğreniyoruz . Meğer orada eskiden üstü açık bir kaya varmış etrafı tel örgülü. Sonradan işi büyütüp etrafına bina yapmışlar kayayı korumak için de beyaza boyayıp etrafına mermer geçirmişler. Pek hürmet edilen ve bize pek tuhaf gelen bu adet aleviler tarafından yapılıyormuş. Biz yok yav deyince buraların Alevileri sizin oradakilerden çok farklıdır demişti.


Kâmil Samir
Not Daha fazla resim için Facebook sayfama bakabilirler.





Creative Commons Lisansı Kim bu gezenadam


.