Covit-19 Öncesi Bir Güneydoğu Anadolu Gezisi(9. Kısım)

MİDYAT, Türkiye

Adana, Mersin, Antakya, Gaziantep, Urfa, Mardin, Midyat ve Diyarbakır gezisi.
Midyat Turu, 12 Mart
Sabah 8.30 da Tur minibüsü 1. Caddeden geçip bizi alacak. Akşamdan tenbih etmemize rağmen kahvaltımızı yapamadan otelden ayrılıyoruz. Malzemeler 8 buçukta gelir kahvaltı 9 da başlarmış. Minibüs gecikmeden geliyor sekiz kişiyiz. Şehirden çıkarken seyir yerinde durup topluca resim çektiriyoruz. İlk durak Deyrulzafaran Manastırı. Yabancı kaynaklarda Mor Hananyo Manastırı ismi ile geçiyor. Mor kelimesi Aziz manasına. Suriyede Mar diye karşımıza çıkmıştı. İngilizce Fransızca Saint(e), Rumca Agios, Ermenice Surb, Türkçe söyleşilerde Sen (Piyer) Aya (Sofya) Surp(Agop) diyoruz.
Manastırı ziyaret ederken bir rehber nezaretinde o anda başkaları da gelmişse 10-15 kişilik grup halinde bazı özel bölümler hariç gezdiriyorlar. Kilisede önce umumi bir bilgi veriyorlar.
İçeri girerken 10 lira teberru bileti kesiyorlar. Manastırın gelirinin az olduğunu teberrular ile geçindiğini tahmin ediyorum. Son yıllarda manastırın etrafına zeytin ağaçları dikmişler , keşke bunu seneler evvel yapsalardı şimdi iyi bir gelirleri olurdu. Ayrıca üzüm bağları da var.
Üç kattan oluşan Manastır 5`inci yüzyıldan başlayarak farklı zamanlarda yapılan eklentilerle bugünkü haline 18`inci yüzyılda kavuşmuş. Manastır, Milattan Önce Güneş Tapınağı olarak yapılmış olup Mor Hananyo Kilisesi`nin doğu köşesinde kalıp iki kısımdan oluşmaktadır. Giriş kısmı beşik tonozlu şeklinde yontulmuş taşlardan olup yüzeyi 25 metrekare, ikinci kısım ise 51.5 metrekare olup dikkati çeken bir tavan yapısına sahip. Tavanı oluşturan düz ve iri taşlar geometrik yapıda olup aralarında harç, kum, kireç ve benzeri malzeme kullanılmadan birbirine yaslanmış ve kenetlenmiş durumda yerleştirilmiş. Giriş kısmının sol köşesinde boy hizasında bir delik dikkatimizi çekiyor. Sorduğumuzda eski zamanlarda keşişlerin tek ayak üzerinde günlerce inzivaya çekildiklerini , ayakta durmakta zorluk çektiklerinde kendilerini kollarından bu deliklere astıklarını söylüyor rehberimiz. Bu adet zerdüştlerin ve hindistandaki sadhular gibi tek ayak üzerinde inzivaya çekilmelerini anımsatıyor. Manastırın en ilgi çekiçi yeri din büyüklerinin gömüldüğü oda. Üstü tonozlu odada sağ ve solda ikişer derin niş var içlerine Süryani din büyüklerini, İsanın dirildiğinde doğudan geleceğine inandıklarından onu hörmeten ayakta karşılamaları için doğuya dönük olarak ve oturur şekilde gömerlermiş. Mezar dolunca diğer nişteki mezar açılıp ölen yerleştirilir böylece her mezar tek tek sırayla hepsi kullanılırmış.
Tapınak daha sonra Romalılar tarafından kale olarak kullanılmış. Romalılar bölgeden çekilince Aziz Şleymun bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirmiş..
Bu nedenle Manastır, önceleri Mor Şleymun Manastırı olarak biliniyordu. Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun 793 yılından başlayarak büyük bir tadilat yapmasından sonra da Manastır onun adıyla, Mor Hananyo Manastırı olarak anılmış. 15. yüzyıldan sonra da Manastır’ın etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı Manastıra, Deyrulzafaran (Safran Manastırı) adı verilmiş.
Manastırdan çıktıktan sonra Dara Antik Kentine saat 10 da varıyoruz. Giriş kapısına gelmeden önce bir kilometre kadar harabelerin kenarından geçiyoruz bu da bize eski yerleşim yerinin büyüklüğü hakkında bilgi veriyor. Şehir milattan sonra 505 yıllarında İmparator Anastasius’un girişimi ile Doğu Roma İmparatorluğunun doğu sınırını Sasanilere karşı koruma amaçlı askeri bir garnizon olarak yapıldığı söylense de milattan önce Persler tarafından yapıldığı ve kral Dariusun adına izafeten Dara dendiği öğreniyoruz. Kentin inşası için kullanılan taş ocakları sonradan düzgün düşey cephelerinden dolayı mezarlık olarak kullanılmış. İlk devirlerde kayalar oyularak yapılan mezar odaları geleneği Mithra inanışına dayanır. Hırıstiyanlığa geçtikten sonra da bu gelenek devam ettirilmiş.Şehirin henüz yüzde yirmisi gün yüzüne çıkarılmış çıkarılan yerlerden biri de sarnıçlar çok önemli daha sonra Roma devrinde zindan olarak ta kullanılmış dünyada benzeri nadir olan yapılar. Vaktimiz dar olduğundan az bir yeri dolaşıp ayrılıyoruz.
Dara harabelerinden sonra Suriye sınırına doğru yöneliyoruz, sınıra yakın yolumuz Nusaybine kadar devam ediyor. Bazı yerlerde tam sınır tellerinin yanından geçiyoruz. 50 metre uzağımızda bir duvar örülmüş, ara ara da nöbetçi kulübeleri duvarın üstünden karşı tarafı gözlüyor.
Nusaybine girmeden tam kuzeye yönelip kıvrımlı bir vadi içine girip Midyata doğru yol alıyoruz. Vadi içinde akan Beyazsu kışın ılık yazın soğuk aktığı için yazın serinlemek isteyen civardaki halk buralarda suyun üstüne yapılmış kerevetlerde günlerini geçirirlermiş. Kısa bir moladan sonra saat 13.15 te Yeni Midyat’a varıyoruz. Kebab üzerine ihtisas yapmış bir lokantada yemekten sonra 25 km geldiğimiz yönde kalan Mor Gabriel veya Darulumur (Rahiplerin Manastırı) Manastırına gidiyoruz. Burası 1600 yıllık yaşayan en eski Süryani Ortodoks Kilisesi olup Süryanilerin anayurdu kabul edilen Tur Abdin platosunda bulunuyor. Giriş için 10 liralık teberrumuzu yaptıktan sonra rehber vasıtasıyla manastırın açık olan yerlerini geziyoruz. Gene manastırın en ilgi çekiçi yeri din büyüklerinin gömüldüğü oda. Üstü tonozlu odada sağ ve solda derin nişlerin içlerine Süryani din büyüklerini, doğuya dönük olarak ve oturur şekilde gömmüşler. Orta zeminde son Türkiye Patriği gömülü. Ondan sonra patriklik merkezi Suriyeye taşınmış. Manastır gezimizin sonunda Eski Midyata saat dörtte varıyoruz rehberimiz birbuçuk saat serbest zaman veriyor gezilecek yerler birbirine yakın sarap evleri, telkari işleme atelyeleri ve görülmesi gereken Konuk Evi. Dönüş yolu bir saat 15 dakika sürüyor şehre girerken gündüz mezarlık gece gerdanlık seyri denen yerde tekrar durup Mardin resimleri çekiyoruz.

Kâmil Samir





Creative Commons Lisansı Kim bu gezenadam


.